“`html
Yeniden Tutuklama Kararları: “Hukuka Uygun Olması, Haklılık Anlamına Gelmez”
Son günlerde mahkemelerin tahliye kararlarının hemen ardından verilen yeniden tutuklama kararları ciddi bir şekilde artış gösteriyor. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Sekreteri av. Çiğdem Akbulut, bu olguyu, tutuklamaların bir güvenlik önlemi olmaktan çıkarak, adeta bir cezalandırma aracı haline gelmesi olarak nitelendiriyor.
26.12.2025
Uzun süreli soruşturmaların ardından oluşturulan dosyaların titizlikle incelenmesinin ardından, mahkeme heyetlerinin incelediği vakaların sadece birkaç saat içerisinde farklı bir sonuçla ceza alması, yasal sürecin sorgulanır hale gelmesine yol açıyor.
Son yıllarda sıkça karşılaşılan “tahliye iptali” veya “yeniden tutuklama” kararları meselesi, aslında ciddi bir çelişkiyi barındırıyor. Tahliye edilen sanıkların, cezaevinden çıkar çıkmaz ya da bazen hücresinden bile ayrılmadan, yeniden tutuklanmaları artık bir alışkanlık haline gelmiş durumda. Bu durum, tahliye kararlarının heyecan verici bir gelişme olmaktan çok, endişe verici bir duruma dönüşmesine yol açıyor.
Özellikle siyasi dosyalarla ilgili sıkça örneğine rastladığımız bu uygulama, adli vakalarda da etkisini gösteriyor. Kamuoyunda büyük yankı uyandıran davalarda, savcıların tahliyelere itirazları ile hakimler yeniden tutuklama kararları verebiliyor.
Bu yıl içinde tahliyelerin ardından verilen yeniden tutuklama kararlarına dair bazı örnekler:
- 17 Nisan: ÇHD Onursal Başkanı, avukat Selçuk Kozağaçlı, 24 saat geçmeden tahliye kararının iptal edilmesiyle cezaevine geri gönderildi.
- 2 Eylül: Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler’in tahliyesinin ardından savcılık itiraz ederek yeniden tutuklama kararı alındı.
- 2 Ekim: Menajer Ayşe Barım hakkında verilen tahliye kararı, savcılığın itirazıyla geri alındı ve yeniden tutuklandı.
- 13 Ekim: Kamu kurumları yöneticilerinin sahte diploma düzenledikleri iddiasıyla yargılanan beş sanık, tekrar tutuklandı.
- 8 Kasım: Cehennem Melekleri olarak bilinen organize suç örgütü lideri Coşkun Necati Arabacı, adli kontrol şartıyla tahliye oldu, ancak sonrasında yeniden tutuklandı.
- 2 Aralık: Gazeteci Furkan Karabay hakkında mahkeme cezası verilse de, savcılık karara itiraz etmeyerek özgür kalmasına imkan tanıdı.
- 6 Aralık: İstanbul Büyükşehir Belediyesi soruşturmasında tahliye edilen 11 kişi savcılığın itirazı neticesinde yeniden cezaevine gönderildi.
Bu örnekler, tutuklama kararlarının ardındaki karmaşıklığı ve belirsizliği gözler önüne seriyor. Özellikle dosyası olmayan tutuklular ve uzun süredir cezaevinde kalanların sayısındaki artış dikkat çekiyor.
Yeniden tutuklama kararlarının hukuki dayanakları ve üst mahkemelerin bu kararlara ilişkin tutumu, yargı bağımsızlığını ne denli tehdit ettiğini sorgulamayı gerektiriyor. Bu durum, tutuklunun, sürekli bir belirsizlik içinde yaşamasına ve aslında “ceza içinde ceza” durumunu yaratıyor.
Tutuklama Uygulaması Nasıl Başladı?
Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) 104/2. Maddesi, tutuklama ve tahliye kararlarının nasıl alınması gerektiğini tanımlıyor. 2017 yılında yapılan düzenlemelerle, savcıların tahliye kararlarına itiraz etme yetkisi getirildi. Bu değişiklikle, bir tedbir olma özelliğiyle uygulanması gereken tutuklamalar, durumu daha karmaşık bir hale getirdi.
Tutuklamanın Siyasi Araç Olarak Kullanımı
ÇHD, bu uygulamadan etkilenen ilk gruplar arasında yer alıyor. Genel Sekreter av. Çiğdem Akbulut, tutuklamanın bir tedbir olmaktan çıkarılarak, siyasi bir cezalandırma aracı haline geldiğini vurguluyor.
Akbulut, “Bu durum, yalnızca bir tedbir olarak uygulanması gereken tutuklamanın, siyasi bir cezalandırma aracı olma işlevini de artırdığını” belirtiyor.
Muhalif görüşleri olan pek çok kişi üzerindeki baskının ağırlaştığı bu dönemde, anketlerin sonuçlarına göre birçok kişi yargı bağımsızlığını sorgulamakta. İnsanların özgürlükleri, toplumda yaygın olarak endişe yaratıyor. Yargılama sürecinde yaşanan belirsizlikler, “piyango” benzeri bir duruma dönüşerek, herkesi etkileyebilir.
Etiketler: furkan karabay, gazeteci davaları, hukuk devleti, selçuk kozağaçlı, tutuklama
“`